Hukuk felsefesi ve sosyolojisinin küresel ölçekteki buluşmalarından biri olan 3. IVR Japonya Uluslararası Konferansı (IVRJ 2026), bu yıl "Hukukun Dönüşümü ve Teknolojik Meydan Okumalar" temasıyla gerçekleştirildi. Uluslararası Hukuk ve Sosyal Felsefe Derneği’nin (IVR) Japonya kolu tarafından organize edilen bu etkinlik, dünyanın dört bir yanından hukukçuları bir araya getirerek yapay zeka, algoritmik yönetişim ve dijital çağda bireyin hukuki konumu gibi meseleleri multi-disipliner bir platformda tartışmaya açtı. Konferansın bu yılki programında, Bahçeşehir Üniversitesi YETİ Müdür Yardımcısı Dr. Mert Nomer ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ecem ÇOBAN BİLİCİ’nin sunduğu, dijitalleşmenin demokratik ve etik temellerini sorgulayan çalışmalar katılımcılar tarafından ilgi gördü.
Mert Nomer, "Otonomiden Otomasyona: Dijital Demokraside Hukuki Öznenin Krizi" adlı çalışmasında Cambridge Analytica skandalının, veri odaklı teknolojilerin demokratik süreçleri nasıl aşındırabileceğine dair toplumsal anlayışta bir dönüm noktası teşkil ettiğine dair paylaşımlarda bulunmuştur. İlgili skandalın merkezinde yalnızca kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde toplanması değil; seçmen davranışlarını manipüle etmek için algoritmik profilleme ve mikro-hedefleme yöntemlerinin kullanılması yer aldığına dikkat çekmiştir. Bu durumun; bireyler, bilgi ve demokratik karar alma süreçleri arasındaki ilişkiyi etkili bir şekilde yeniden yapılandırdığına vurgu yapmıştır. Kendisi tarafından sunulan çalışma, söz konusu uygulamaların ilişkisel demokrasiye dair bir krizi açığa çıkardığını savunmaktadır.

Söz konusu krizin yalnızca teknolojik veya düzenleyici bir nitelik taşımadığını; doğrudan hukuki öznenin dönüşümüyle ilgili olduğunu da aktarmaktadır. Nomer’e göre liberal demokratik teori ve modern içtihadın büyük bir kısmı, kamusal tartışmaya katılan özerk ve muhakeme yeteneğine sahip birey varsayımına dayanmaktadır. Ancak; şeffaf olmayan yapay zeka sistemleri, algoritmik öneri motorları ve davranışsal olarak hedeflenmiş içeriklerle şekillenen dijital ortamlarda, bu öznenin otonomisi sistematik olarak zayıflatılmaktadır. Vatandaşlar algoritmik yönetişimin tebaası haline geldikçe; devletle, birbirleriyle ve hukuk sistemiyle olan ilişkileri, görünmez nüfuz ve gözetim altyapıları üzerinden kırılmaya uğramaktadır. Nomer tarafından aktarılan çalışma, demokrasinin ilişkisel koşullarını sürdürmede hukukun normatif rolünü yeniden incelemektedir. Çalışma özellikle birbiriyle bağlantılı aşağıda yer alan üç soruya odaklanmaktadır:
Nihayetinde çalışma, demokratik yasallığın ilişkisel bir kavrayışını savunmaktadır. Bu kavrayışın; yalnızca hak ve kuralları değil, aynı zamanda teknoloji aracılığıyla kurulan insan ilişkilerinin etik ve epistemik bütünlüğünü merkeze aldığını ifade etmektedir. Demokrasi, giderek kurumsal algoritmalar tarafından yönetilen çevrimiçi alanlarda vuku bulurken; hukukun görevi yalnızca zararlar ortaya çıktıktan sonra düzenleme yapmak değil, demokratik yaşamın dayandığı karşılıklı tanınma, tartışma ve irade ön koşullarını korumak olduğunun yeniden düşünülmesi gerektiğini aktarmaktadır. Ecem ÇOBAN BİLİCİ ise "Hakikat Sonrası Demokrasi: Yapay Zeka Çağında Demokratik Meşruiyeti Yeniden İnşa Etmek" adlı çalışmasında yapay zeka çağında demokrasinin, etik ve epistemik temellerine yönelik derin bir meydan okumayla karşı karşıya olduğundan bahsetmektedir. Kendisi, algoritmik sistemlerin toplumların hakikati belirleme biçimlerini yeniden şekillendirirken ve yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin kamusal söylemi giderek daha fazla istila ederken; demokrasinin yalnızca bir dezenformasyon kriziyle değil, kolektif öz-yönetimi mümkün kılan koşulların temelden sarsılmasıyla karşı karşıya kaldığını ifade etmektedir. Bu "hakikat-sonrası" (after-truth) durumun, demokratik müzakerenin ıslah edilmesini değil, temellerinin yeniden inşa edilmesini gerektiğini savunmaktadır.

İlgili çalışmada ifade edildiği üzere; yapay zekanın sunduğu epistemik-ontolojik kırılma, vatandaşların bilme biçimlerini sadece sarsmakla kalmaz; neyi "gerçek" olarak kabul etmeye hazır oldukları konusunda da bir çöküş yaratır. Mevcut yapay zeka etik çerçeveleri büyük ölçüde yanlılık ve şeffaflık konularına odaklanmış, bu derin istikrarsızlaşmayı ele almakta yetersiz kalmıştır. Bu tür çerçeveler, epistemik istikrarı sorgulanamaz bir temel olarak varsaymaktadır; oysa ki yapay zeka sistemleri tam da bu zemini aşındırmaktadır.
Bu çalışmada, "veri sessizliğinin" (data silence) bir epistemik dışlama mekanizması olarak nasıl işlediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Veri sessizliği; hesaplamalı sistemlerin yalnızca nicelleştirilebilir ve işlenebilir bilgileri geçerli kabul edip; deneyimsel, bağlamsal ve somutlaşmış anlama biçimleri gibi diğer bilme yollarını görünmez kılmasıyla ortaya çıkmaktadır. İlgili mekanizma, veri odaklı bilgiye meşruiyet kazandırırken insan muhakemesini marjinalleştirerek epistemik eşitsizlik üretir. Ancak daha ciddi bir sorun olarak bu mekanizma, vatandaşların ortak gerçeklik zeminindeki dayanaklarını kaybetmesiyle nihayetinde ontolojik bir istikrarsızlığa yol açar.
Konferansta yer alan çalışmanın amacı, demokrasinin karşı karşıya olduğu krizin yalnızca teknik veya kurumsal değil, kurucu bir kriz olduğunu göstermektir. Zira Yapay zeka; gerçekliğin nasıl oluştuğunu, bilginin nasıl doğrulandığını ve sorumluluğun nasıl dağıtıldığını dönüştürmektedir. Yeniden inşa edilen bu etiğin görevi, insan muhakemesini otomatikleştirilmiş bir kesinlik lehine askıya alan algoritmik eğilimlere direnmektir. Nihayetinde, insan yorumunun değeri yeniden teyit edilmeden, demokrasinin akıllı sistemler çağında hayatta kalması mümkün olmayacağını ifade etmektedir.